TEK TUVALİN SANATÇILARI İSTANBUL’U RESİMLİYOR…

Şebnem ve Şükrü Düzgören Kardeşler çocukluklarından beri tek tuvalde birlikte çalışıp sinerjizim uygulayan, genç yaşlarına rağmen kendilerini sanata adamış ve dünya çapında başarılara imza atmış 2 ressam. Başarılı çalışmalarına dev lale tasarımını da ekleyerek hünerlerini bir kez daha İstanbullularla paylaştılar…

Tuvalle tanışmanız ve gönlünüzü kaptırmanız nasıl oldu?

*Şebnem: Ağabeyimle aramızda 4 yaş var ve ben 4-5 yaşlarındayken ağabeyimin yapmaya başlayıp yarım bıraktığı resimleri tamamlıyormuşum.

*Şükrü: O günlerde okuldan geldiğimde bitirmediğim resimlerin sürekli olarak başkası tarafından tamamlandığını fark edince anneme bunu kimin yaptığımı sordum. O da Şebnem’in yaptığını söyledi. Ben de “ O zaman ben resme başlayıp yarım bırakayım, Şebnem de tamamlasın…” dedim.

Ortak tuval resim kağıdını paylaşmakla başlamış… Abi: “Aman hevesi kırılmasın, resimlerimi tamamlasın…” diye düşünmeseymiş belki de sanat bu ikiliden mahrum kalacakmış. Resme olan kabiliyetiniz küçük yaşta keşfedildi ve yeteneğinizi akademik eğitimle geliştirerek kariyere dönüştürmeyi başardınız. Bu süreç içerisinde aileniz çalışmalarınızı destekledi mi? Sizleri bireysel çalışmaya mı yönlendirdi?

*Şebnem: Ailemiz bize hep destek oldu. Ailemiz çok sayıda sanatçıyı içerdiğinden sanat ruhu ikimize de hem anne hem baba tarafından geçmişti bize.

*Şükrü: Babamızın cizgisi çok güzeldi onda heykeltıraş çizgisi var, annemiz Anna Pocero Puulo mezunu bir modelist ve stilist. Dedem, amcalarım fotoğrafçı, teyzelerim stilist-modelist, kuzenlerim tasarımcı.

Ailenin her iki kanadından almış olduğunuz dna ve desteklerle yurt dışında ülkemizi bir çok ülkede başarıyla temsil ettiniz. Yurt dışına açılımınız nasıl başladı?

*Şebnem: Beyoğlunda atölyemiz varken yurtdışında ki sanatçılar ve sanat camiasından kişiler gelip resim ve heykellerimizi alıyorlardı.1999 yılı biterken  “Bu yüzyılın 100 sanatçısı” arasında seçilerek New York’ta Life Club’ta yapılan bir davete çağrıldık. Orada 5 metrelik bir metal tuvalde mıknatıslarla performans şov yaptık. 25-30 dak. Kadar süren şovumuzu Türkiye’den malzeme götüremediğimizden davete katılan başka bir sanatçının kendi metal tuvalini bize vermesiyle yapabildik. Ben kabul etmek istemediğimde bana sanatın sinerjiyle güçleneceğini ve her sanatçının aynı sanatı bambaşka sunacağını söyledi. Resmi bozup yeniden resimlendirdim.

İkinizin marifetli ellerinden çıkan tablolara dünyanın dört bir köşesinde ki önemli mekanlarda rastlamak mümkün. Eserlerinizi Kız Kulesi gibi tarihi mekanlarda da sergilemekle beraber yurt içi ve yurt dışında da birçok kişisel sergi açmışsınız. Bunlardan bahseder misiniz?

*Şükrü:1998 de dünyanın en eski bienali kabul edilen Plastic Art of Colony of Strumica’nın 35. sine Türkiye’yi temsilen davet edildik. Açtığımız 28 serginin 8 tanesi New York’ta oldu. Kız Kulesi, 2650 yıllık tarihinde ilk sergisi’ni 2002 yılında ‘Yaşayan Efsane’ adıyla bizim imzamızla ziyaretçilerine açtı.

*Şebnem: Harley Davidson’un ilk standı ve vitrinini İstanbul’da biz yaptık. Esprit saatlerinin modelini manken Merve İldeniz’in üzerine resmettik. Cnr Fuarı’nda akvaryum tasarlayıp, içerisinde dev bir deniz kabuğu  boyadık. Deniz kabuğunda Aramus’un içerisinden çıkmış görüntüsünde ki Merve İldeniz’in bedeni boyandı. New Yorkta ki sergide 6 tane model boyadık. Ardından  -2 derecede sokakta bu modellerin fotoğraf çalışması oldu. Bu performansımız çok ilgi çekti öyle ki  sonrasında fotoğraflarımız atölyemizden çalındı…

Resmi Oturtma Şükrü’den, detay işleme Şebo’dan…

Resim sergileri, çeşitli defilelerde canlı model üzerinde resim boyama, podyumda dev tuval üzerine canlı resim performansı, çeşitli markalara ait stand-dekor tasarım  ve heykel çalışmaları… Bütün bunlara ikinizin eli değiyor ve siz bir kadın ve bir erkeğin ortak bir noktada buluştuğu: bireyselliğini ve özgürlüğünü bir kenara atıp sinerjizimden yararlandığı çok sıra dışı bir çalışmaya imza atıyorsunuz. Bütün bunlar olup biterken kavga etmiyor musunuz? Hele tek tuvalin 2 ressamı olarak nasıl çalışıyorsunuz?

*Şebnem: İki uçtan başlayıp ortaya doğru yayılarak önce kendimizi yansıtıyoruz. Sonrasında bir abim , bir ben çalıştığımız oluyor. Genelde temeli abim oluşturuyor, ince detaylara ben  giriyorum. Tuvalin dışından içeriye önce kendimizi yansıtıyoruz. Ama öncelikle birbirimizi dinliyoruz. Birbirimizin fikirlerine karşı son derece dikkatliyiz. Aynı anda tuvalde çalıştığımızda 1artı 1 eşittir 3 oluyor. Çalışırken sanki tuvalin başındaki 3. kişi oluyoruz…

*Şükrü: Ben daha canlı çalışırken  Şebnem pasteli seçiyor. Birleştiğimizde çok renkli eserler ortaya çıkıyor. Metal glitter, kristal taşlar, altın varak, cam görünümlü plastik malzemeler kullanıyoruz.

Kavga etmiyorsanız birbirinizi de kıskanmıyorsunuz demek ki…

*Şebnem: Abim her zaman naiftir. Belki de bu sebepten biz iyi bir ikiliyiz.

*Şükrü: Resmi keyif haline dönüştürdük. Mutlu olduğumuz şeyleri yapıyor, keyfini çıkarıyoruz.

İkili olarak çizginizde farklılıklar var mı?

*Şebnem: Ben sürrealist-sanal çalışmayı seviyorum. Şükrü ise realist. Bale-dans teması, orkide, lilyum, ve iris  çalışmayı seviyor. Ağabeyimin denizleri var benimse sanal tiplemelerim var: Atlantis kızları. Ben İstanbul ve kuleleri çalışmayı seviyorum. Abim benden daha gerçekçi olduğundan İstanbul’un estetik mekanlarını olduğu gibi tasarlamayı seviyor bense hayalimdeki gibi resmetmeyi. Galata kulesini kırmızı çalışıyorum: Hayalimde o bir yangın kulesi… Ahır Kapısı Feneri ve Kız Kulesi çalışmayı seviyorum. Kız kulesi bana aşkı çağrıştırıyor bu yüzden onu pembe çalışıyorum. Ancak çizgiler başkalaşsa da her zaman birbirimize destek olduk.

Bu kez sinerjileri farklı tuvale yansıdı…

Tek tuvale beraber imza atarak resmi farklı bir biçimde yorumlamanıza rağmen Laleler Heykel ve Tasarım Sergisi’nde 2 farklı laleyi desenlendirerek bu kez bireysel çalışmayı tercih ettiniz. Bunun özel bir sebebi var mı? Tasarımları yaparken nelerden etkilendiniz?

*Şebnem: Bu kez 2 farklı laleye çalışmak istedik. Bunun özel bir sebebi yok. Farklı eserler tasarlasak da ikimizde tasarımlarımıza aynı ismi koyduk. 2010 yılında İstanbul’un kültür başkenti olması sebebiyle lalelerde İstanbul’u desenlendirdik. Ben yine sürrealist çalıştım.Yapraklı formdaki lale figürüne İstanbul’un yeniden doğuşunu temsil eden tasarımımı her bir taç yaprağı farklı desenlendirerek ifade ettim. Kültür-Sanat başkenti olan İstanbul’a yakışır şekilde ki İstanbul’u bir yumurtanın içerisine yerleştirerek dünyanın üzerindeki kara parçalarını da yumurtanın üzerine taşıyarak İstanbul’un gizemli estetiğini yansıtan mimarisini yumurtadan dışarıya çıkarttım. Sanat buradaysa, dünya da burada… Düşüncem resmedildi. Ekvator çizgisi, fırça ile betimlenirken aynı zamanda yumurtaya destek veriyordu. Yumurtaların birinden Kız Kulesi, diğerinden Galata Kulesi, diğerinden ise diğer kuleler doğuyordu. Osmanlı Sarayı’nda ki gösterişi ve görkemi temsilen mor renk ve altın varak kullanarak tasarladığım lale Akmerkez Alışveriş Merkezi’nin kapısını süslüyor. Şükrü de İstanbul’un 17. yüzyıla ait halini gravür şeklinde çalıştı. Yapraklı formdaki lale figürüne çalışan abim, İstanbul’un tarihi dokusuna yakışır biçimde tamamı altın varaklı desenlendirdiği lalesinin taç yapraklarını yine İstanbul’un simgesi olan yapılarla resimlendirdi. Şükrü’nün eseri Kanyon Alışveriş Merkezi’nin  girişinde sergilenmekte

Her ikinizin de lale figüründe İstanbul teması, ince düşünmenin ve titiz çalışmanın sonucu olarak farkını fark ettirmiş… Gelelim bir diğer ilginç canlı performansınıza: klasik otomobil üzerine İstanbul teması…

*Şükrü: SAV Otomobil Müzesi’nde 16 ocak-14 mayıs arasında her Çarşamba 1951 model Rover marka otomobilin üzerine Piri Reis haritası içerisinde İstanbul Boğazı çalışıldı. Müzenin tanıtım kartını da biz tasarladık. Haritanın üzerinde, müzenin olduğu mevkiiye de tanıtım kartını tasarladık.

*Şebnem: Her çalışmamızda olduğu gibi yine detaylar gizliydi… Örneğin arka plakada arabanın gerçek sahibi Sedat Bey’e hitaben ‘Sedat Amca’ yazıyor. Ön plaka 34 AR 1998 olarak tasarlandı. 1998; müzenin açılış tarihi, 34; tasarım yeri ve teması İstanbul olduğundan, AR: Ar Collection arabaları dekore ettiği için çalışıldı. Plakanın sol tarafına Türk bayrağı yapılarak SAV yazıldı. Müzenin Sahibi rallici olduğu için siyah-beyaz yarış formu konuldu.. Sağ tarafında Makedonya bienalinin katoloğunda yer alan art deco tarzında ki Kız Kulesi çalışmamız yer alıyor.

*Şükrü: Bu araba kültür-sanat gezisine katılım, klasik otomobiller geçidine iştirak ve Modern Sanatlar Müzesi’ne ziyaret projelerinde yer alacak, Katibim Festivali’ne katılacak.

Karadeniz Antiquie Art’a hazırlık, anaokulu iç tasarımı yeni projeleri…

Şu günlerde ne tür çalışmalarınız var?

*Şükrü: Halen Ottoman Otel Q Cazz’da resim sergisimiz devam etmektedir. Ataşehir’de Zürafa Anaokulu’nun duvarlarını resimliyoruz.

*Şebnem: Çocukları hem mutlu etmek hem de eğitmek için. Görsel hafızalarını ve renk bilgilerini geliştirmek için yapıyoruz bu çalışmayı. Bununla beraber Karadeniz Antiquie Art adında, Çukurcuma’da, Ömer Gençtürk ile beraber Atölye, Galeri, Showroom ve Müzayede Salonu çalışması içindeyiz. Eylül ayında açılış yapacağız…

İstanbul’un kemikleşmiş yapılarını defalarca bin bir şekilde resmettiler üstelik dünyanın dört bir yanında… Gezmeden, sanat yapmadan bir hayat düşlememişler, gittikleri her yerde de sanat yapmışlar… İstanbul’un büyüsüne kapılmış İstanbul’u her formda resmetmişler… Tabloları Çankaya Köşkü’nden Kız Kulesi’ne kadar bir çok tarihi mekana renk katmış. Resim yapmak için sadece tuvale ihtiyaç olmadığını yüreklerini fırçanın ucuna dolayıp etrafta gezdirmenin sanat olduğuna inanmışlar ve canlı vücuttan otomobil kaportasına kadar fırçalarını değişik tuvallere vurmuşlar…Teşekkürler Düzgören Kardeşler, İstanbul’u ve sanatınızı böyle eşsiz bir aşkla buluşturduğunuz için…

Leave a Reply